4 Ocak 2012 Çarşamba

Baba Soyadımı Özlüyorum...


Sevgili Karakedim,

İyi ki sana yazdığım mektuplarda “GizliKız” rumuzunu kullanıyorum. Bundan seneler evvel günlüklerime gizem katmak için bulduğum bu rumuzun evlendikten sonra bu kadar işime yarayacağını tahmin etmezdim.

Evlenince soyismim her Türk kadınının başına geldiği gibi değişiverdi. Otuzuma merdiven dayayıp üst basamaklarda hayat mücadelesi verirken birdenbire kimliğim değişti. Artık “GizliKız Abuzittinoğlu” değildim de “GizliKız Kuzugiloğlu” ydum. J

Hatırlıyorum da evlendikten sonra Leo ile birlikte nüfus dairesine gidip kimliğimi yenileyip de GizliKız Kuzugiloğlu ismini görünce sevinmiştim de. Leo haklı bir gurur yaşayıp kayınpederimi arayarak nüfusumuza yeni bir kuzu eklendi diye espriler bile yapmıştıJ

Gelgelelim, imza atarken ( imzam, ismim ve babamın soyismimden oluşmakta), o arada taşındık-İski, İgdaş, Bedaş vb. faturaları adıma kaydettirirken, Cv mi düzenlerken anladım ki ben bu durumu pek bir garipsiyorum.

Evlenince kadın da erkek de değişir diyorlar ya doğru, Bismillah kadın, kimlikle değişime başlıyor ki bu değişimin benim açımdan hoş olmadığı kesin. Mesela bir yere başvuruyorum, aranmıyorum ya da sonuç gelmiyor hemen yeni soyismimle başvurduğum için oldu diye Kuzugiloğlu’nu suçluyorum. Resmi olmayan tüm yazışmalarımda “GizliKız Abuzittinoğlu” nu kullanıyorum ya da yarı resmiyse yazışmam “GizliKız Abuzittinoğlu Kuzugiloğlu” nu kullanıyorum. Ay ne itici ve uzayıp giden bir ad. Karşı tarafın bana cevap vereceği varsa da bu isimden sonra yorulur vazgeçerJ

Bir de bu durumun kendi ailem tarafından algılanışı var:
Çocukken babama hep ben evlenince kendi soyadımı kullanacağım derdim. O zamanlar bu işlerin hukuksal boyutunu elbette kavrayacak durumda değildim. Öyleyken bile babam pek bir gururlanırdı. O halim aklına ve yüreğine öyle kazınmış ki geçenlerde bankada bir işlem yapıyoruz, dekontu  imzalarken GizliKız Kuzugiloğlu yazdım, “O kim yavrum?” diye tepki verdiJ

Bu işin hukuksal boyutuna gelince; ya evlenmeden önce bir dilekçe verip “Ben hem kendi soyadımı hem de eşiminkini kullanmak istiyorum.” diyorsun ya kaderine razı gelip kocanın soyadının yazılı olduğu  kimliğini cüzdanına sokuşturuyorsun ya da Medeni Kanunun 187. maddesine karşı gelip dava açıyorsun. Uzun uğraşların sonucunda kendi baba soyadına[1] kavuşuyorsun ama eşinle olan hususiyetin ne boyuta varıyor tartışma konusu olsa gerek.

Çok zaman önce haberini okumuştum, Sürmeneli kaptan bir kadın, uluslararası denizlerde yol aldığı ve limanlarda sorun yaşadığı gerekçesiyle sadece kendi baba soyadını kullanmak üzere mahkemeye başvurmuş ve kazanmış.[2]

Şimdi kendi şikayetlerimi göz önünde bulundurarak bir sahne canlandırıyorum. Sahnede ben ve Leo varız, salonda L koltuğumuzda oturuyoruz ve sohbeti başlatıyorum:

-GizliKız: Aşkımmm, ben kendi baba soyadıma öyle alışmışım, onu öyle benimsemişim ki senin   soyadın benim iş hayatımda olumsuzluklara sebep oluyor, karışıklık yaratıyor, engin denizlerde kulaç atamıyorum !!!! J
Leo merakla ve şaşkınlıkla GizliKız’ın suratına anlamsızca bakar.

-Leo: Kuzugiloğulları yüzme bilmez ki!!!!!

- GizliKız: Mutfağa gidiyorum, tatlı bir şeyler getiriyim mi?

GizliKız mutfağa giderken hevesi kursağında kalmış ve bezgindir J

Karakedim, biraz araştırınca bu konunun kadınlar arasında ciddi boyutta sıkıntı yarattığını görüyorum. Haksızlık olarak niteleyenler mi istersin, kadının sömürülmesi olarak adlandıranlar mı? Açıkçası bu durumdan memnun olanına rastlamadım. Benim gibi kaderine razı gelenler içinse bir avuntu buldum ki seninle paylaşmadan edemeyeceğim.

Kemal Haluk Cebe isimli bir beyi televizyonda keşfettim. Kendisini isim doktoru, yazar ve biyoenerji uzmanı olarak tanıtıyor. Ona göre ismimizin içerisinde yer alan harflerin her birinin bir gücü var ve hayatımız boyunca bizi yönlendiriyorlar. Bu sebeple Haluk Cebe olan ismine farklı bir enerji katmak için gene mahkeme kararıyla Kemal ismini ekletmiş. Aynı işlemi iki kızı için de gerçekleştirmiş ve dediğine göre onların da hem kariyer hem de aşk hayatlarında gözle görülür gelişmeler olmuş.[3]

Evlenince benim de yeni bir soyismim olduğuna göre “Kuzugiloğlu”nun içindeki harfleri tek tek inceleyip bana faydasını araştırabilirim. Faydalı bir enerjiye rastlarsam yeni soyadımın geçtiği, başıma gelen olumsuzluklarda tek suçlunun Kuzugiloğlu olduğu inancımı kaybedebilirim. Nasıl avuntu amaJ

SENİ ÇOK SEVEN
GİZLİKIZ




[1] Kızlık soyadı terimi pek hoşuma gitmiyor Karakedim, onun yerine baba soyadını kullanıyorum.
[2] Karakedim, konu ile ilgili ayrıntılı bilgiye BİA Haber Merkezi muhabirlerinden Gösun Yazıcı’nın “Kadının Soyadı” Uygulaması Ayrımcılık isimli haberinden ulaşabilirsin. http://bianet.org/bianet/diger/131538-kadinin-soyadi-uygulamasi-ayrimcilik
[3] Karakedim, bu konu ilgini çektiyse http://www.kemalhalukcebe.com/ adresinden ayrıntılara ulaşabilirsin.

3 Ocak 2012 Salı

Yeni Yılın İlk Arkadaşı KEDİ BEKİR

     Sevgili Karakedim,

Bugünkü mektubumu sonlandırmıştım ki balkona bir kedi geldi. Bu kedi biraz serseri, biraz sırnaşık çokça sevimli. Onu sana anlatmazsam bu gece uyuyamam:)

Dün sabah haftaya uyandım. Her sabah kalkar kalkmaz yaptığım gibi evi havalandırmak adına balkonları açmak için harekete geçtim. Salon balkonunu açınca bir de ne göreyim, kış için derleyip toparladığım, soğuk kış koşullarına hazırladığım saksılarımdan biri alt üst edilmiş. Hem de mayısta bana lale verecek olan saksım malum lale soğanları da masanın başka köşelerine savrulmuş.

Aklıma rüzgardan başka bir suçlu gelmedi ama saksıya yeniden toprak doldurup kurtarabildiğim lale soğanını içine yerleştirirken masanın üzerinde minik pati izlerine rastladım. Gene de bir kedinin böyle bir şey yapabileceğine ihtimal vermek istemedim. İstemedim ama...

Öğlen mutfakta yemek yapıyorum hem de pazı dolması. Yeri gelmişken söyleyeyim Karakedim çok güzel pazı dolması yapıyorum. Ne annemin ne teyzemin ne de kayınvalidemin bende göremedikleri bir cevher varmış içimde, ben de dolma yaparken keşfettim bunu:) Neyse mutfağı mis gibi kokuta kokuta pişirdikten sonra dolmayı, açtım bu sefer mutfak balkonunun kapısını. Her Türk kadını gibi istedim ki kocam gelmeden yemek kokusu evi terkidiyar eylesin:)

Buarada Leo geldi, salonda hoşbeş ettik ve yemeği hazırlamak üzere mutfağa geçmemle sabah saksımı paralayan suçluyu bu sefer dolmalarıma saldırmak üzereyken yakaladım. Birden evin içinde bir kedi görünce bastım çığlığı:) Leo geldi kovaladı ama serseri öyle sırnaşık ki kovamıyorsun da gel beni mıncır diyor.

Leo kendisine balkona kadar eşlik etti ve kapıyı kapattı. Serseriyle maceramız burada bitti sanıyordum ki sabah bu sefer yatakodası balkonunda geziniyor.Allahtan sineklik var da içeriye giremiyor.

Bilirsin Karakedim oldum olası bir kedim olsun istemişimdir. Çocukken ve ilk gençlik yıllarımda anneme yalvarırdım;

- GİZLİKIZ: Nolurrrrr anne bir kedi alalım, söz ben bakacağım seni hiç rahatsız etmeyecek.
- ANNE: Olmazzzzzzzz!!!! Kendi evin olunca alır bakarsın kedine!!!!

Son nokta. Bu konuda ısrarcı olmak bir sonuç getirmiyordu annemin evinde:) Artık evliyim ve kendi evim var. Leo ile aramızda geçen konuşma;

- GİZLİKIZ: Aşşşkkkıııımmmmmmm noluuurrrrrr bir kedi alalım, söz ben bakacağım seni hiç rahatsız etmeyecek.
-LEO: Babanın evinde de kedi yoktu!!!!

Son nokta. Gelinen sonuç, GizliKız'ın hiç kedisi olmayacak.

Belki de sonuca henüz varmamışızdır be Karakedim. Akşam üzeri sana mektubumu yazmayı bitirirken benim serseri salonun balkonuna geldi ve önce çiçeklerimin olduğu masaya zıpladı. O uyanık ama ben ondan uyanık, dün yolduğu saksıları daha güvenli bir yere kaldırmıştım. Baktı o saksıları bulamadı, atladı aşağı. Perdenin ardından benim baktığımı hemen farketti gelip sırnaşmak istedi sonra da balkonun demirine asılı Türk Bayrağımın içeri dönmesinden faydalanıp kenarına kıvrıldı. Bayrağın ardından gelip geçenleri kesti, uçan kuşlara hamle yaptı, okuldan dönen öğrencileri taşıyan servis araçlarına bilendi vs.

Fotoğraflarını da yollayacağım bu serserinin adı artık KEDİ BEKİR ve o benim hiç sahip olamadığım kedi olma yolunda ilerliyor:)

Yeni yıl bana daha ilk günden tatlı bir arkadaş getirdi Karakedim...

SENİ ÇOK SEVEN
GİZLİKIZ

Yeni Yıl İçin Komşulara Mesaj Var

Sevgili Karakedi,

2011'i geçmişe gömeli 3 gün oldu. 2011'de başıma bunlar geldi, şunlar geldi diye uzun uzun anlatmaya lüzum görmüyorum. Kaldı ki geçmiş mektuplarımda çokça yazdım neler olduğunu. Hatırlayacak olursak, beni ve Leo'yu çok mutlu eden bir barışma ve bizi çok şaşırtıp, şüpheye düşüren dört küslük yaşadık. Bunların dışında koskoca yıl çok durağan ve sıkılıp pıkılarak geçti. Pıkılarak da ne demekse? Anla artık ne kadar bezdiğimi:)

Leo ile istedik ki bu yılbaşı evimizde iki başımıza, sakin ve huzurlu bir son yaşayalım. Kurduk ağacımızı, Leo ışıklarını doladı, ben toplarını dallarına takıştırdım vs. Çerezlerimizi, cipslerimizi Filizimin Kapalıçarşı'dan aldığı çerezliklere yerleştirdik. Havuçları ve salatalıkları yıllar yıllar önce annemden öğrendiğim gibi soyup doğrayıp limon-greyfurt suyunun içine bandırdık.PTT (Pijama, terlik, tv) modumuzu aldık ve sona yaklaştık.

Bakma iki başımıza yeni yıla girdik dediğime. Cumartesi sabahı bir yazı hazırladım komşularımız için. Diyorlar ya site hayatı, yeni apartman düzeni, çok kalabalık, kimse kimseyi tanımıyor vs. Doğru, pek komşularımızı tanımıyoruz, genel olarak çalışılıyor, akşam kimbilir kaçlarda eve geliniyor, televizyon sosyalliğimizi öldürüyor gibi pekçok bahaneye aldırmadan tanıdığım, tanımadığım tüm komşularımı kapsayan bir yeni yıl kutlama yazısı yazdım ve kapımıza astım Karakedim.

                                                                                                               31.12.2011


Hergün kapımızın önünden geçen çok kıymetli komşularımız ve değerli site görevlileri,
Yeni yılın hepimize sağlık, mutluluk, huzur ve aynı çatı altında geçireceğimiz keyifli günler getirmesini dileriz...


                                                                                                Girişkat 
                                                                                                        gah     Komşularınız






Biliyorsun Karakedim, biz giriş katta oturuyoruz. Dolayısıyla bizim blogda oturan herkes gün içerisinde evden çıktığı takdirde en az bir kez kapımızın önünden geçiyor. Ben sürekli asansör sesini duyuyorum ya da dış kapı sesini işitiyorum. Eminim ki geçen herkes bir saniyesini ayırıp yazıyı okumuş ve olumlu olumsuz içinden bir duygu geçmiştir. Kapımız çalmadı ama komşuların yüreklerine bir farkındalık düştü ve Leo ile ben konukomşu kutlamış olduk bu yılbaşını.

Karakedim, sana yılbaşı gecemizden birkaç fotoğraf gönderiyorum. Keşke sen de yanımızda olsaydın...


SEVGİLERİMLE
GİZLİKIZ


                      

                                                                      
                                     

GizliKız'dan Karakedi'ye Mektuplar'ın Doğuş Hikayesi

GizliKız 10 yaşındayken en yakın arkadaşıyla birlikte ebeveynlerinin götürdüğü bir restaurantın bahçesinde parçalara ayrılmış bir defter bulur.
Arkadaşıyla birlikte bahçenin dört bir yanında defterin yırtılmış sayfalarını ararlar ve bulduklarını birleştirerek anlamlı bir bütün oluşturmaya çalışırlar.
Oluşan "yarım bütünde" bu defterin bir günlük olduğu ortaya çıkar. Günlüğün sahibesinin ismi, telefon numarası ve daha birçok özel bilgisi de yırtılan sayfalarda mevcuttur.
GizliKız ve arkadaşı buldukları telefon numarasından günlüğün sahibesine ulaşmaya çalışsalar da sonuç elde edemezler.
Elde kalan sadece parçalanmış bir günlük ve acıttığı anılarla dolu sayfalardır.  Bir de Gizlikız'a kalan bir ders vardır ki bu blog, yıllar önce alınan bu ders sayesinde ortaya çıkmıştır.
O yaşlarda dahi sıkı bir günlük yazarı olan GizliKız, bu günlüklerin birgün birilerinin eline geçmesi endişesi ile ismini hiçbir yazısında kullanmaz ve günlüğüne de Karakedi ismini verir.
Bu yaşında hala "Sevgili Karakedi" diye başladığı günlük yazılarının imzasını GizliKız olarak atar.
Bu blogda Gizlikız'ın Karakedi'ye yazdığı mektupları bulacak, yaşanmışlıkları-yaşıyorken-yaşayacak olmanın keyfine varacaksınız.
Siz de kendinize bir isim verin ve katılın bu maceraya...